Home / Yazarlar / Parti Taassubu

Parti Taassubu

24 Haziran seçimlerini kazanmak için politikacılar birbirlerini epeyce aşağıladılar. Seçmen çok gerildi. Doğrusu, düzeysizliğin bu kadarı kültürsüz ve dar düşünceli toplumlarda yer bulabilir.

Parti sözcüğünü açıklamaya gerek yok ama taassup sözcüğünü biraz açıklayayım. Taassup, Arapça ASB kökünden gelir. Değişik türevleriyle şu gibi anlamlar taşır: Bir şeye körü körüne ve şiddetle bağlanmak, bir şeyi tutmak, kirlenmek, birisinin etrafında toplanmak, yok olmak, bir kimseyi efendi kılmak, bozgunculukta şiddetlenmek, ruhi veya akli çalkantı vs.

Demek particilikte aşırı olanlar kişiliklerini yitiriyorlar, davranış ve bilinçlerini kirletiyorlar, köleleşiyorlar, akıl ve ruh sağlıklarını bozuyorlar. Bugün Türkiye’nin mutaassıp politikacılarında bu hastalıklar var. Seçmen olarak onlara uyarsak aynı hastalıklar bize de bulaşır. Öyleyse bir kişi aşırı değil normal politika yapmalı, biz de politikacıları gözümüzde büyütmemeliyiz. Unutmayalım ki o politikacı da bizim gibi bir insandır. Bizde olduğu gibi onda da eksiklikler bulunabilir. Eksiği olmayan yalnızca Mutlak varlıktır. O mutlak varlık herkese akıl ve hürriyet vermiştir. Kişiler ve partiler yüzünden akıl ve hürriyetimizi sınırlamak, birilerinin varlığı içinde erimek ayıptır. A partisi bugün güzel bir program hazırlamış, iyi bir lider bulmuş ise A partisini desteklerim. Bunun daha iyisini yarın B partisi yaparsa, gider onu desteklerim. Bu yüzden bazen bana: “Hocam ne oldu, yine parti mi değiştirdin” diye soruyorlar, akıllarınca eleştiriyorlar.

Böylelerini dinlediğimde bir partinin (yahut cemaatin) aşırı elemanı olduklarını görürüm. Böyleleri bir otomobilin yedek lastiği gibidirler. O otomobilin bir de beyni var. Beyin olmak lastik olmaktan daha makbuldür. Lastik gibilerine siyasi taassubun zararlarını anlatmak zordur. Hem bilelim ki, dünya statik değil dinamiktir. Dünyada gelişme, değişme ve tekamül vardır. Gelişimci ve tekamülcü bir dünyada statikleşirsek, kullanılır, sonra çöplüğe atılırız.

Mutlak irade bize: “Bağnaz olmayın, bölücü olmayın, geçicilere tapınmayın, kendinizi hiçleştirmeyin, düşünün, araştırın, sözün en güzeline uyun” diyor. Biz ise bağnazlaşıyoruz, bölüyoruz, geçicilere tapınıyoruz, düşünmeyi ve araştırmayı bırakıyoruz, çirkin sözlere uyuyoruz. Çoğumuz düşünce ve parti değiştirmemek için kulaklarını tıkıyor, gözlerini kapatıyor. Türkiye’nin şu politikadaki Müslüman liderleri, şu dava (?) adamları, şu Osmanlıcıları, sahnenin önünde tek Tanrıcılık, arkasında çok Tanrıcılık yapıyorlar. Bu gidişle ve-belki-yakın bir gelecekte bir çok insan belasını bulacak, rezil olacak. Düşüncelerime katılmayanlar benim gibilerine kızıyorlar, alay ediyorlar; “Politikada kaybettiniz. Çatlayın! Yine biz kazandık!” diyorlar. Buna aldırış etmiyorum. Ancak, Türkiye’nin geleceğini düşündükçe rahatsız oluyorum. Çünkü sıkıntı yaşayacak olan yalnız onlar olmayacak, Türkiye’nin tüm insanları sıkıntı yaşayacak.

Türkiye’deki parti taassubunu gördükçe bir hayvan hikayesi var, o aklıma gelir. Anlatayım. Adamın birisinin bir eşeği varmış. Bir gün eşeğine binmiş yolculuğa çıkmış. Küçük bir akarsudan geçmek gerekmiş. Eşek inat etmiş, bir türlü geçmemiş. Namaz vakti geçiyormuş, adam eşekten inmiş, elindeki sırığı eşeğin arkasına iteleyerek dayamış, namaz kılmaya başlamış. Eşek hep itelendiğini sanarak direnmeyi sürdürmüş. Adam namazını kılıp gelmiş ama şiddetlice yağan yağmurun seli inatçı eşeği götürmüş.

Türkiye’deki parti taassubu, doğrulara karşı gösterilen inat bu hikayeye benziyor. Günümüz Türkiye’sinin aşırı politik öncüleri ve onların ardı sıra gidenler-özellikle sağcı, muhafazakar, milliyetçi kesim-, inatlarının tutsağı olanlarsa, dereyi geçmezlerse, bir selle sürüklenip giderler.

 

29.06.2018

Yusuf DÜLGER

About admin

Check Also

Osmanlı’nın Yıkılışında Atatürk’ün Günahı Nedir?

Kendini bilmez kimi hadsizler, doğru dürüst tarih bilgisine erişmeden; Atatürk hakkında ulu orta kulaktan dolma …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Watch Dragon ball super