Home / Yazarlar / “Yerli Ve Millî” Olmak

“Yerli Ve Millî” Olmak

Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlanlarının vergi kaçırmak için şirket merkezlerini yurt dışına taşıdıkları iddia edildi.

Konu Yıldırım’a soruldu. “Benim her şeyim açık, soruşturulsun” dedi. İddia ile ilgili olarak CHP T.B.M.M.’ne önerge verdi. Önerge, AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Binali Yıldırım konuyla ilgili sorulara yanıt verirken dedi ki:

“Evde oğlanların ödediği vergiyi konuştuk. Ev işlerine yardım eden Makbûle hanımın verdiği miktar ile bizim iki oğlanın ödediği toplam vergi neredeyse aynı.

Oğlanlar, Makbûle’nin ödediği miktarı duyunca, ‘seneye bu rakamlara çıkmayalım’ dediler.

Makbûle, aldığım para bana yetiyor dedi.

Cumhurbaşkanına vergisiz oluyor muydu diye soracağım. Eğer o oluyor derse oluyordur. Olmuyor derse olmuyordur. Bizim genel olarak bu olaya bakışımız böyledir.”

Kazanan herkesin, kazancına göre vergisi gerekir, çünkü bu bir yurttaşlık görevidir. Devletsiz millet, vergisiz devlet yaşayamaz. Bu yüzden vergi insanî, medenî ve millî bir görevdir. Dolayısıyla, ‘uygarım, insanım, yerliyim, milliyim’ diyen herke kazancına göre vergi vermelidir. Vergi kaçırmak ahlaksızlıktır ve tabii ki suçtur.

Yıllardır Türkiye’de, Recep Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım gibi yöneticilerin çocukları ve yakınları için: “Şirketleri yurt dışında, vergi kaçırıyorlar. Mücevherât dükkânları vergiden muaf, kıymetli maden ticâreti yapıyorlar” gibi iddialar var. Buna karşın bu isimler iddiaları yalanlamıyor, konuyu geçiştiriyorlar. İddialar doğru ise verginizi verin, yanlış yahut yalan ise düzeltin, hukuk mücadelesi verin. Erdoğan ve Yıldırım gibileri bir de: ‘Yerliyiz, millîyiz, dindarız’ diyorlarsa, öyle olmaları gerekir. Kim olursa olsun, kim ne derse desin, vergi kaçıran, kamu hakkı yiyen birisi yerli ve millî olamaz. Öyleyse seçmenimiz önümüzdeki seçimlerde oy verdiği kişilerin yerli ve güvenilir olup olmadıklarına dikkat etmelidir. Seçmenimiz oyunu verirken buna dikkat etmezse, partizanlık dürüstlüğün önüne geçerse, kendisi de yerli ve millî olamaz. Yani seçmenimiz hırsız ve yalancı siyasîlerin çekim alanlarına kapılarak vicdansızlaşmamalı, kirlenmişlerin mendili olmamalıdır.

Binali Yıldırım’ın çocuklarıyla yaptığı konuşmaları, vergi konusu ile ilgili olarak: “Cumhurbaşkanı olur derse olur, olmaz derse olmaz” açıklaması, Makbûle hanımın: “Bana maaşım yetiyor” sözü bize çok şey düşündürüyor.

Bakar mısınız, bir sürü şirket, gemi ve paraları olduğu söylenen Başbakan’ın iki oğlu, bir hizmetçi kadının verdiği vergi kadar vergi vermeyi çok görüyor, seneye biraz düşürelim diyorlar. Türkiye’de böyle düşünen gençler yalnız Binali Yıldırım’ın oğlanları değil; gençlik ve insanımızın büyük çoğunluğu böyledir. Demek bizim yetiştirdiğimiz nesil devletine karşı olan görevini yapmaktan kaçıyor, aç gözlülük yapıyor, fakir fukaranın ekmeğini yiyor. Öyleyse biz önce insânî, içtimaî, medenî değerlerin esaslarını öğrenmiş, bunları hayat haline getirmiş bir insan modeli, bir Türkiye toplumu yetiştirmek zorundayız. İktidar ve muhâlefetimiz, resmî ve gayri resmî tüm demokratik kitle örgütlerimiz bu noktada birleşmeli, bu sıkıntıyı birlikte gidermeliyiz. Bunu yapmazsak, bugün Binali’nin, yarın bir başkasının oğlanları vergi kaçakçılığı yaparlar. Hakkını teslim edelim, Binali Yıldırım evindeki bu konuşmayı olduğu gibi anlatmakla çok dürüst davranmıştır. Keşke Binali Yıldırım CHP’nin önerisinin önünü açsaydı ve keşke diğer siyasiler de dört duvar arasındaki konuşmalarını böyle dürüst aktarsalardı.

Hatırlar mısınız, Ahmet Davutoğlu’ndan sonra “DÜŞÜK PROFİLLİ” bir başbakan adayı aranmış, Binali Yıldırım bulunmuştu. İsâbet olmuş, aranan özellikte bir başbakan adayı bulunmuş. Bunu nereden anlıyoruz? Binali Yıldırım’ın: “Cumhurbaşkanı’na vergisiz oluyor muydu diye soracağım. Eğer o oluyor derse oluyordur. Olmuyor derse olmuyordur. Bizim genel olarak olaya bakışımız böyledir.” Sözlerinden anlıyoruz. Bu açıklamayı iyi okursak, “Başbakan Binali Yıldırım” diye birisinin irâdî olarak olmadığını, Recep Tayyip Erdoğan’ın benliği içinde yok olduğunu görürüz. Böyle bir başbakanlık, böyle bir Cumhurbaşkanlığı, bizim ve diğer insanlığın hiçbir değer ölçüsünde yok. Yaratıcı herkesi ayrı bir varlık, ayrı bir değer olarak yaratmış. Biz, “dava adamları, dindar kişiler” olarak varlık ve kişiliğimizi bu kadar sıfırlarsak; insanlığın maskarası olmaktan ileri gidemeyiz, çemberimiz her gün daralır.

İki-üç söz de şu “Makbûle hanım” için edelim. İşte tam bir insan, tam bir ana. Ne diyor? “Param bana yetiyor…” Kanaat, şükür ve huzur bu olsa gerek. Türkiye’de, ev hizmetlerinde çalışan birisi ayda kaç lira alır ki? İşte gözü ve gönlü tok bir insan. Türkiye’nin hırsız ve kodamanları böyle aziz insanların el emeği, göz nuru ile, bunların verdikleri vergilerle Karunlaşıyorlar.

Burada şöyle bir düşüncemi açıklamak isterim: Makbûle hanım tarzı iyi bir tarzdır ama yeterli değildir, eksiktir. Bizi sömürenlerin karşısında sürekli susmamak, biraz dik durmak, biraz hak aramak gerekiyor. Çünkü hak verilmiyor, alınıyor.

 

Yusuf Dülger

About admin

Check Also

Man Adası’nı Neden Araştırmıyorsunuz?

Türkiye’de döndürüldüğü iddia edilen; uluslararası yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ABD’de patladı. Bir zamanların hayırsever (!) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Watch Dragon ball super