Home / Yazarlar / İki Büyük Devrimci: Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemâl -4

İki Büyük Devrimci: Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemâl -4

Türkiye’de kültür devrimi denince akla Mustafa Kemâl gelir. Mustafa Kemâl’in kültür alanındaki devrim ve başarısı askerî ve mülkî alanlardaki devrim ve başarıları kadar önemlidir. O’nun bu alandaki başarısını özel ilgi ve uğraşılarıyla elde ettiği sağlam ve kapsamlı kültür birikiminde aramak gerekir. O’nu radikal bir kültür devrimcisi yapan nedeni, halkımızın yüz yıllar boyu eğitim ve öğretimsiz, bilim ve düşünceye kapalı bırakılmasında aramak gerekir. Konuya Mustafa Kemâl’in kültür anlayışıyla girelim. O kültürü şöyle tanımlar:

“Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden manâ çıkarmak, intibâh etmek, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.” [1] Bu tanım, Mustafa Kemâl’in kültür hayatımızda yaptığı devrimleri anlamak için çok önemlidir. Okumadan, anlamadan, sonuç çıkarmadan, uyanmadan insan kendine gelemez ki! İnsanların başına ne geliyorsa, cehâlet ve düşüncesizliklerden geliyor. Bu yüzden Mustafa Kemal kültür devrimine harf inkılâbı ve millî bir eğitim sistemi ile başladı. Altı yüz yıllık Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında, nüfusumuzun yüzde dört-beşi, en iyimser oranla yüzde altı yedisi okuma-yazma biliyordu. Bu nüfusun büyük çoğunluğu da İstanbul, Bursa, İznik, Konya gibi şehirlerin merkezlerinde yaşıyordu.

Osmanlıların eğitim-öğretim kurumları medreselerdi. Medreselerin öğretim dili Arapça idi. Medreseler bilim ve teknolojiye karşıydı. 1577’de Takiydîn-i Mısrî tarafından kurulan rasathâne, “göklerin sırlarını keşfetmeye çalışmak felâket getirir” gerekçesi ve Şeyh ül İslâm’ın fetvasıyla yıktırıldı. Osmanlıca denen karma acem dili, Türklerin tüm millî dinamiklerini öldürüyordu. Saray ve bürokrasisi Osmanlıca konuşuyor, Arapça-Farsça yazıyordu. Halkımız millet olma bilincini kaybetmişti. Cumhuriyet’in ilân edildiği yıllarda dilimizin yüzde 46’sı Arapça, yüzde 14’ü Farsça, yüzde 5’i Batı kaynaklı, yüzde 35’i Türkçe kelimelerden oluşuyordu.

Bu dil yapısıyla amaca ulaşılamayacağını gören Atatürk, Arap alfabesini atmayı, kimliğimize uygun bir alfabe ile herkesi okur-yazar yapmayı planladı. Bazı ön hazırlıklardan sonra, 8-9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul Gülhâne Parkı’nda düşüncelerini açıkladı. Dedi ki:

“Arkadaşlar! Güzel dilimizi ifâde etmek için Yeni Türk Harfleri’ni kabul ediyoruz. Bizim güzel, uyumlu, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işâretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzûmu anlamak mecbûriyetindeyiz. Bu yeni harflerle mutlaka pek çabuk bir zamanda, mükemmel bir sûrette anlayacağız. Yeni Türk Harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanseverlik, milliyetseverlik vazîfesi biliniz. Türk’ün karakterini anlamayarak birtakım zincirlerle kafamızı sarmışlar. Geçmişin hatâlarını temizlemek zamanındayız. Hatâları düzelteceğiz. Hatâların düzeltilmesinde bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihâyet bir sene, iki sene içinde Türk toplumunun bütünü yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz, yazısıyla ve kafasıyla bütün dünya medeniyetinin yanında olduğunu gösterecektir.” [2]

Mustafa Kemâl kendisi bu konuda öncülük etti. 23.8.1928 günü Tekirdağ’da, 27.8.1928 günü Bursa’da, 1.9.1928 günü Çanakkale’de, 2.9.1928 günü Gelibolu’da, , 15.9.1928 günü Sinop’ta, 16.9.1928 günü Samsun’da, 18.9.1928 günü Amasya’da, 19.9.1928 günü Tokat ve Sivas’ta, 20.9.1928 günü Kayseri’de yeni harfleri öğretmek için meydanlardaki kara tahtaların önünde geçti, memur, arabacı, balıkçı, hamal, herkese yeni alfabemizi öğretti. Bu arada yurdun her tarafında Millet Mektepleri açıldı, okuma-yazma öğrenmiş memur ve öğretmenler gece-gündüz demeden Türkiye’nin her tarafında, kadın-erkek herkese okuma-yazma öğretti. [3] Yeni yazı halkça benimsendikten sonra, 1.11.1928 günü TBMM’de kabul edildi.

Harf devriminin en kısa zamanda nihâi hedefine ulaşması için ciddî tedbirler alındı. Eski harflerin Mayıs 1930 sonu itibariyle kullanılması yasaklandı. Ülkemizde 1932’den 1950’ye kadar 478 Halkevi, 4322 Halkodası açıldı, yeni alfabemiz buralarda da halkımıza öğretildi. Sadece şu veri bile kültürel alanda elde edilen başarıyı gösterir: 1923-1924 eğitim-öğretim yılında 72 Ortaokul, 796 öğrenci varken, bu sayı 1939-40’ta 234 Ortaokula, 2.744 öğrenciye, ulaşmıştır.[4]  Mustafa Kemâl harf devrimiyle de yetinmedi; dilimizin  esaslı bir biçimde incelenmesi ve öğrenilmesi için 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni, 22 Haziran 1935’te DTCF’nin açılmasını sağladı.

1923-24’te okullarımıza gönderilen 48 maddelik “Hayât Rehberi” başlıklı bir genelge var. O genelge gençlerimize verilecek eğitim ve öğretimin niteliğini göstermesi bakımından çok ilginçtir. Genelgenin 42. maddesi şöyle: “Hak yeme, haksız olma, haksızlığa sükût etme.” [5] Demek Mustafa Kemâl ilkeli, millî, haksızlıklara karşı isyân eden bir eğitim-öğretim modelini istiyor. Bu modele göre millî eğitimin dili, yöntemi ve araçları millî olmalı, yeni nesilleri şunun bunun kölesi olmaktan kurtarmalı. Bu model karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, yapıcı, atılgan, doğru düşünceli, irâdeli, engelleri yenecek kudrette nesiller yetiştirmeli. [6]

Mustafa Kemâl’in kültür hayatımızda yaptığı devrimlerden biri de kadın ve kızlarımıza kazandırdığı haklardır. Kadın ve kızlarımızın Osmanlı’daki konumu câhiliye dönemi Arap toplumundaki kadın ve kızların konumundan farksızdı. Padişahlar istediği kadar kadınla, erkekler dört kadar kadınla evlenebilirlerdi. Kadınlar ve kızlar okutulmazlar, çarşı-pazara çıkarılmazlar, evde ve tarlalarda hizmetçi gibi çalıştırılırlar, istenilen erkekle evlendirilirler, peçe ile gezdirilirlerdi, siyâsette yerleri yoktu. Kadınlar o kadar aşağılanmışlardı ki, erkeklerin önünden bile geçemezlerdi. Çocukluğumda, bir erkeğin kadını için “Küçük Tanrısı” olduğunu söyleyenleri duyardım.

Mustafa Kemâl insanî, içtimaî ve dînî yönden çok yanlış olan bu algıları kısa sürede kaldırıp attı. Erkek çocuklarla birlikte kız çocuklara da okuma zorunluluğunu getirdi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdi. Kadınlarımızın uygarca görünmeleri için cesur, cesur olduğu kadar da akıllı adımlar attı. Bir keresinde peçe ile örtünmüş bir kadına: “Hanımefendi, peçeyi çıkardığınızda daha güzel olacağınızı sanıyorum” demiş, kadın Atatürk’ün bu içten ve mantıklı teklîfi karşısında peçesini çıkarıp atmıştır.

Mustafa Kemâl Osmanlı kalıntısı medreseleri de kapattırdı. Çünkü medreseler bilimsel düşünceye karşı, bağnaz, hurâfeci insanlar yetiştiriyor, yapılan yeniliklere karşı çıkıyor, öğrencilerini askere göndermiyor, halkın sırtından geçiniyordu. Atatürk’ün çağdaş ve rasyonel kişiliğiyle medreselerin yapısı uyuşmuyordu, medreseler bünyemizde zararlı birer ur olmuşlardı. Ayrıca medreseler, okullara göre farklı gençler yetiştiriyor, çift başlılık yaratıyordu. Bu nedenlerle medreseler 3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhîd-i Tedrîsât yasasıyla kapatıldılar.

 

DEVAM EDECEK

 

[1] Prof. Dr. A. Afetinan, Mustafa Kemâl Atatürk’ten Yazdıklarım s 43, Kültür Bakanlığı Yy Ankara 1981

[2] M. Şakir Ülkütaşır, Atatürk ve Harf Devrimi s 64-65 Türk Dil Kurumu Yy Ankara, 1991

[3] M. Şakir Ülkütaşır, age s 70-121.

[4] İlhan Başgöz, age s 282

[5] Yahya Akyüz, age s 301

[6] Utkan Kocatürk, age s 243

 Yusuf Dülger

About admin

Check Also

Ölmüş……………….

Eski savunma bakanı yol ortasında öldürülmüş. Anlaşılan o ki, Türkiye’de insanlar hesaplar eskise de kapanmıyor, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Watch Dragon ball super