Home / Yazarlar / Prof. Dr. Ahmet Kağan Karabulut / Bir Şehit ve Şahit…

Bir Şehit ve Şahit…

Muhsin Yazıcıoğlu Ağabeyimden söz edeceğim bugün kalemimin gücü yettiğince, kelimeler kifayet ettiğince… Fırtınalı bir devre şahit olmuş, şehit bir dava adamından…

Muhsin Ağabey ile ta çocukluk yıllarımdan tanışırdık, muhterem babamın sohbetlerine katılırdı Sivas’ta, biz çocuktuk, pek de bir şey anlamazdık ama “vatan” derlerdi,”millet”, “İslam”, “Kur’an”, “ezan”,”bayrak”, “ülkü”, “ideal”… Aleme nizam vermekten bahsederlerdi, Hakk’ın nizamını aleme hakim kılmaktan, haktan ve adaletten, mücadeleden, şehâdetten… Çocuk aklımızla anlamaya, çocuk yüreğimizle hissetmeye çalışırdık olup biteni, söylenmiş ve hatta söylenmemiş sözleri… İyi insan, örnek insan, dava adamı, ideal ve ülkü insanı olmak gerek derdik en sonunda. “Milli mefkure”den söz ederlerdi, buna sahip olmayan milletlerin esir olacağından, köleleştirileceğinden. Yani iyi şeyler söylerlerdi insan için, millet için, hak namına, hakikat namına, adalet namına…

Sonra gençlik yıllarımızda Ankara’da öğrenci iken yine yollarımız kesişti Muhsin Ağabeyle, mahpustan yeni çıkmıştı, yaralı, hassas, naif, kırılgan bir ruh haliyle anlatırdı 12 Eylül öncesini ve sonrasında hücrede geçen yıllarını. Fakat ne küskündü devletine ne de kırgın. Sadece haksızlıklara karşı idi duyguları, zulümlere, işkencelere, ahlaksız sorgulara, sorgulamalara. Yine de “devlet yoksa vatan yok, devlet yoksa millet zelil olur, bu devlet bizim” diyordu. “Vatan için can vermeye razı olmayanların bu devleti ve bu vatanı yönetmeye hakkı yok” diyordu…

Sonrasında, MHP den ayrılarak liderliğini yaptığı siyasi hareket ile yakın ve organik bir temasımız olmadı, ancak hep takip ediyorduk attığı her adımı, söylediği her sözü bir kardeş hissiyatında. O gene ağabeyimiz, o gene bizim için örnek bir dava adamı idi. “Türkiye’nin İran olmasına müsaade etmeyeceğiz, ama bir Suriye olmasına da…” derken tek başına, “Namlusunu milletine çeviren tanklara selam durmayız” diye haykırırken millet namına, adeta millete rağmen milliyetçilik yapılamayacağının şifrelerini veriyordu hâmûşan sessizliğine bürünenlere inat… Ve tek başına meydan okuyordu küresel sermayeye ve yerli işbirlikçilerine…

Sonra soğuk bir yel esti Mart’ın 25 inde tam yedi yıl önce, soğuk bir yel acımasızca ayırırken bedenini bu dünyadan yüreklere kazındı ismi hiç çıkmamacasına bir kez daha… Kimseye nasip olmayan bir cenaze merasimi ile uğurlandı ukbaya, o çok sevdiği Resul’ün (sav) yanına. Üstelik sağcısıyla, solcusuyla herkesimden herkesin “Adam gibi adamdı” şahitliğinin yol arkadaşlığında. Bundan büyük bir mertebe, bundan büyük bir şahitlikle taltif edilmemişti daha önceki birçokları. Hani müşriklerin bile Efendimiz’e (sav) “Muhammedül emin” dediklerini hatırlatırcasına…

Aziz Ruh’un şâd, mekânın cennet olsun Canım Ağabeyim. Mevla’m bizi cennetinde cem eylesin. Seninle bir “YİĞİT”, seninle bir “ADAM”, seninle bir “MÜ’MİN” daha tanıdı dünya…

Muhsin Ağabey’e

Şehâdetin dün gibi kavurur yürekleri,

Daha dün gibi sıcak, daha dün gibi soğuk…

Meğer soğuk daha çok yakarmış gönülleri,

Kalp matemde, gözde yaş, ciğerde nefes boğuk…

Elif gibi dimdiktin, zalimin karşısında,

Asrımın Hüseyin’i, makamın kutlu olsun…

Gönüllere taht kurdun, milletinin bağrında,

Âşık maşûka varmış, ağlamak şöyle dursun…

 

Prof. Dr. Ahmet Kağan Karabulut

About admin

Check Also

Savaştayız Gardaşım…

Dava aynı, kıble bir, sevincin, kederin bir, Hepimiz bir hamurda, bir aştayız gardaşım…   Desen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Watch Dragon ball super